Dost..

Mesafeleri Anlamsiz Kildik Gönülden Gönüle Köprüler Kurduk
Yüregimize Sevgi Tohumlari Ekdik Her Daim Yasasin Diye
Hüzün Ve Tebessümü Cikarsizca Paylasdik Bu Yolda
Hic Ayrilik Olmasin Diye Ellerimizi Birbirine Kelepceledik Sonsuza Kadar....
Gönül
Çarşamba, Temmuz 2, 2008 | Kategori: EDEBIYAT VE SIIR | Yorum ( 16 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Hüznüm Avuclarimda..!

Perşembe, Hazirane 19, 2008 | Kategori: EDEBIYAT VE SIIR | Yorum ( 11 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
ÜÇ YAPRAKLI YONCA...
Ben üç yapraklı bir yoncayım. Sıradan… Ama yüreğini yapraklarının üzerinde taşıyan! Milyonlarca yoncadan sadece bir tanesiyim. Koca bir çınarın altında kah rüzgarla sallanan, kah güneşin doğuşuyla yeniden canlanan.. Hayata dair her şeyi de “O” koca çınardan öğrendim. Sevgiyi, saygıyı, korumayı, affetmeyi, kendine güveni… Ve ölümü! Yeşerdiğim bu yerde, etrafımdaki diğer yoncalarla geçen yılların ardından öğrendiğim şey; dört yapraklı yoncaların şans getirdiğiydi… Önceleri bir yaprağım daha çıksın diye çok dualar ettim. Sordum soruşturdum, bu eksik yaprağımı nereden tamamlarım diye. Ve hemen yanı başımdaki koca çınardan aldım sorumun yanıtını: “Üç yaprağa yada bir dördüncüsüne sahip olmak öncelikle onu bulanlara şans getirir.” Umutsuzca boynumu büktüm asla sahip olamayacağımı düşündüğüm dördüncü yaprak için ve tekrar sordum: “Peki, başkalarına şans getirmek için bile olsa, tamamlayamaz mıyım kendimi?” “Elbette, bunu başarabilmen için gerekli olan her şeyi sana öğrettim.” Güzel olan, şanslı bir yonca olmanın çaresi vardı, üç yapraklı olmak kader değildi. Peki nasıl? Ben, bu sorunun cevabını bulmak için uğraşırken güneş kaç kez doğdu, kaç kez battı bilmiyorum. Kaç kez karlar yağdı üzerime ve kaç kez ıslandım yağmurda fark etmedim. Düşündüğüm tek şey eksik yaprağımı bulmaktı. Ve bir gün, güneşli bir bahar sabahı birinin yaklaştığını gördüm uzaktan.. Gözleriyle bizi süzüyor ve büyük ihtimalle dört yapraklı bir yonca arıyordu kendisine şans getirmesi için. Elini bana uzatır gibi olduğunda yüreğim daha hızlı çarpmaya başlamıştı. Ne yazık ki, ona şans getirebilecek yonca ben değildim. Onun “buldum” dediğini duyduğumda birden yukarı doğru baktım. Bir yoncayı eline almış sevgiyle ve umutla gülücükler saçıyordu. O an anladım, nasıl tamamlanacağımı; o an anladım, şans getirmenin aslında şansı bulmak olduğunu… Hala üç yapraklı bir yoncayım... Belki de sıradan. Ama yüreğini yapraklarının üzerinde taşıyan!
Cuma, Hazirane 13, 2008 | Kategori: EDEBIYAT VE SIIR | Yorum ( 11 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Ya Insanlar?

Biri olmadan, öbürü olmazmış. Bu böylece yazılsınmış.
Bir Rus köyü'nde iki balık yaşarmış. Biri turuncu ve İri, öbürü korkak ve İnce.
Bütün çiftler de böyledir biraz düşününce.
İri sormuş birgün.
'Madem bütün bu denizler birbirine bağlı,
niye biz seninle sadece bu kıyıdan ötekine yüzüp duruyoruz?
Kendimizi bir akıntıya bıraksak, yeni sularda yüzsek,
başka balıklar yesek daha mutlu olmaz mıydık?'
Hak verdi İnce. İnceliğinden sırf.
Çünkü onun mutluluğu için, İri ve o kıyı yeterlidir.
Gerisi hava su değişikliğidir ki, insan bundan beslenemez.
Balıklar hiç...
Katıldı yine de, düştü İri'nin peşine. Akıntıya bıraktı kendini.
Bunlar beraberce, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını geçtiler. Geçerken eğlendiler.
Fakat bir balıkçı, akşam yavrularına balık götürmek için suya ağ atmıştı.
Ve bizimkiler farkına varmadan bu ağa takıldılar.
Daha doğrusu İri takıldı. İri ya.
İnce de sıyrılıp çıktı. İnce ya, bırakıp gitmedi.
Hem inceydi hem aşık. Kemirip ağları, kurtardı İri'yi.
'E tabi, ben bu ağlara takılacak kadar güçlü kuvvetli değilim, eriyip gidecek gibiyim'
diyerek, onun gururunu da okşadı.
Aşkta, en yanlış şeyler bile mantıklı gelir insana. Tabi balıklara da...
Çünkü aşk, suyun içinde de aşktır.
Derken, bizimkiler soğuk denizlere kavuştular.
Fakat İnce, alışık değildi bu serin sulara ve hastalandı.
Pulları dökülüyordu hergün ve gün geçtikçe daha da yavaşladı.
Hatta durdu birgün. Atlantiğin ortasında.
Ya döneceklerdi ve İnce kurtulacaktı. Ya da tek bedene düşeceklerdi.
Çünkü herkesin Küba'ya kadar yüzecek nefesi kalmayabilir. Hele hastaysa.
İri, Küba'ya gitmeyi seçmeden önce, biraz düşündü.
O düşündüğü süre kadardı sevgisi, ki o da çok sayılmazdı.
En başta sıkılan oydu köyün kıyısından.
Demek aslında gitmek istiyordu İnce'sinin yanından.
Ama bizimki bu durumu anlamadı.
Ve onunla Küba'ya varmak için son çabalarla yüzdü.
İnsan, sevdiğiyle geçen zamana doyamadığı kadar aşıktır. Balıklar da...
'İki dakika daha beraber yüzmek, tek başına sağlığına kavuşmaktan iyidir'
bile dedirtir aşk insana. Dedirttiği gibi İnce'ye...
İki dakika kadar yüzdü ve öldü.
Yukarı doğru çıkarken zayıf gövdesi, kılçıklarına kadar mutluydu ve gülüyordu.
Koca bir balina onu yuttu, bunu da biliyordu.
İri, tek kaldı ama, suyun ucunda Küba vardı. Var gücüyle yüzdü.
İnce'yi unuttu. İnce'yi unuttuğu kötü oldu.
Çünkü onlar birbirlerine 5 saniyede bir, nereye gittiklerini hatırlatıyorlardı
ve şimdi 10 saniye geçmişti ve katiyen hatırlamıyordu.
Ne İnce'yi, ne Küba'yı ne de adının İri olduğunu.
İnsana adını başkaları hatırlatır, balıklara da...
O yüzden kayboldu derin sularında Atlantiğin.
Ve koca bir balina onu da yuttu.
Fakat mucize bu ya, balinanın midesinde İnce'yi buldu.
Meğer onları yutan aynı balinaymış, İnce ölmemişmiş,
tam tersi midenin sıcaklığında dirilmişmiş. Ama oradan çıkarsa ölecek.
İri de oradan giderse, nereye gittiğini ve adını unutucak.
O yüzden, artık ikisi de buradalar.
Ne fark eder.
İnsana sevdiğinin yanı cennettir.
Sevmeden hiçbir şeyin tadı olmadığını, bu hikayeyi bilen bütün balıklar bilir.
Ya insanlar?
alinti
Perşembe, Mart 20, 2008 | Kategori: EDEBIYAT VE SIIR | Yorum ( 2 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Dudakla Bardak arasi..

Eski Sisam krallarından Ancee adında bir zalim, yeni yaptırdığı bir bağa üzüm kütükleri diktiriyormuş. İslerin bir an önce bitmesini sağlamak için de kölelerini hiç dinlenmeden çalıştırıyormuş. O zavallı kölelerden biri, bir gün pek bitkin düştüğü için dayanamaz ve zalim krala:
-”Niçin bu kadar acele ediyorsunuz efendim? Siz bu bağın üzümlerinden yapılacak şarabı hiç bir zaman içemeyeceksiniz ki!” deyivermiş.
Kral biraz kızmışsa da sesini çıkarmamış. Nihayet gün gelip üzümler yetiştikten sonra, kral köleler de dahil herkesin hemen toplanmasını emretmiş. Bir müddet sonra da o bağın üzümlerinden yapılmış şaraptan bir bardak getirilmesini emretmiş.
Daha önce kehanet gösterisinde bulunan köleyi de huzuruna çağırtmış. Şarap bardağını eline alarak:
-”Söyle bakayım, benim bu şaraptan hiç bir zaman
içemeyeceğimi tekrar iddia edebilir misin?” diye sormuş.
Köle şöyle cevap vermiş:
-”Belli olmaz efendim. İçebileceğinizi söyleyemem. Çünkü dudak ile bardak arasındaki mesafe çok uzundur. O arada başınıza neler gelebileceğini de bilemem!”
Köle sözlerini bitirir bitirmez, içeri kralın adamlarından biri girmiş. Bir yaban domuzunun bahçeye girdiğini ve asmaları kırıp döktüğünü söylemiş. Kral elindeki bardaktan bir damla dahi içmeden hemen dışarı fırlamış. Bahçede domuzun bulunduğu yere koşmuş. Kral ve domuz arasında öldüresiye bir mücadele başlamış. Sonunda yaban domuzu mızrak gibi azı dişleriyle, Sisam kralının karnını yarıp ölümüne sebep olmuş.
Kral bostanda, bardak masada kalmış.. Şu söz bu olayı güzel bir şekilde ifade ediyor:
“Nasip ise gelir Hint’ten Yemen’den, Nasip değil ise ne gelir elden?”
Sevgiyle kalın…
Kalbinize yakın bulduklarınızı çantada keklik sanmayın. Sıkıca asılın onlara, tıpkı hayata asıldığınız gibi… Çünkü
onlarsız hayat da anlamsızdır. Hayatınızı asla aşka kapatmayın.
Aşkı bulmanın en kısa yolu, “aşık olmaktır”, korumanın en iyi yolu ise ona kanat takmak…
Hayatı çok hızlı koşmayın, nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi unutmayın.
Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
Dün tarih oldu…
Yarın bir sır…
Bugünün kıymetini bilin.
Can DÜNDAR
Cuma, Şubat 29, 2008 | Kategori: EDEBIYAT VE SIIR | Yorum ( 2 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Işte Böyle!

Çok zaman önceydi.O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı. Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan. Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da yarın. Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı. Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi.Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı...Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı. Ne yarın ne de dün!
Can Dündar..........
Hepinize güzel bir haftasonu diliyorum arkadaşlar..
Cumartesi, Şubat 16, 2008 | Kategori: EDEBIYAT VE SIIR | Yorum ( 3 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
Öyleyse canın canımdır...

Aynan olmalıyım...
Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi...
Hem sakınmadan, mertce...
Hani bilirsin, esirgemem lâfımı,
Ne şekil gelirse, öylece...
Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama,
Seni de dupduru isterim karşımda...
Dostsan,
Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!
Arkamdan şikayetlenme!
Yiğit ol! Gerekirse yiğitce azarla, çekinme!
Lâf değil, icraat beklerim senden!
Öyle bak ki, hislerini görebileyim...
Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim...
Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!
Dil dönerken söylenmeli her şey...
Kulak duyarken anlatılmalı...
Göz bakarken bakmalıyım sana...
Can sağ iken sarılmalı...
Keşkelere meydan vermemeli hayatım,
Pişmanlıklarla yoğrulmamalı....
Hayır!
Dirime selâm vermeyen,
Ölüme de fazla yaklaşmasın!
Dostsan, ölmemi bekleme!
Haklıysam, yaşarken savun beni!
Yaşarken yanımda ol!
İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!
Ve inanmamışsan, sakın rol yapma!
Her söylediğimi onaylaman sart değil...
Her yaptığımı beğenmen de gerekmez...
Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma!
Yadırgayabilirsin beni,
Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma...
Kandırmanı aslâ kabul edemem!
Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama,
Beni, bana sormadan yargılama!
Her yediğimiz aynı olmaz belki,
Her dakikamız birlikte geçmez...
Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,
Agladığında seninle birlikte oturup ağlarım...
Belki her çağırdığında gelemem fakat,
Derdine ortak ararsan, koşarım...
Ben de herkes gibi insanım elbet,
Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!
Senin işin bu değil!
Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında...
Dostsan,
Küçümsemeden, küfretmeden,
Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma...
Dinlenmek istediğinde, hic düşünme, sana özel bir limanım,
Ama...
Yorulduğum zamanlarda,
Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına...
Seni bir cocuk kadar saf sevebilirim
Ve bir deli kadar art niyetsiz...
Uğruna seve seve hesabı şaşırırım...
Görmezden gelebilirim yanlışlarını...
Başkaları enayilik sayabilir,
Baskaları akılsızlığıma yorabilir,
Bunlari dert bile etmem, ama,
Sen, aslında aptal olmadığımı,
Her an, tekrar tekrar hatırla!
Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!
Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla,
Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!
Neyse, o olmalı insan...
Kendisi olmaktan korkmamalı!
Kendisi olmaktan kaçmamalı!
Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama,
Ben olduğum için bırakırsan beni,
Yas da tutmam arkandan!
Bedel mi?
Ödemeyeceksen çıkma yola!
İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin...
Kendince küser barışır, kendi kendini yersin!
Dostsan, mevsimince yağ...
Kışsan kar ol, güzsen yağmur...
Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem,
Senden, ille de bahar olmanı beklemem, ama,
Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma...
Belki de çok geldi bunca talep...
Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok, korkma...
Sana fazla geldiğim ilk anda,
Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin...
Geçip gidebilirsin,borçluluk hissetmeden...
Mutlaka bir açıklama da beklemem senden, ama,
Gitmeye davranırsam bir gün,
Sen de karşımda set olma!
Dost musun?
Öyleyse, canın canımdır,
Yoluna baş koymaya hazırım.... ya,
Başını da yollarımda isterim, unutma!
Alintidir
Çarşamba, Şubat 6, 2008 | Kategori: EDEBIYAT VE SIIR | Yorum ( 1 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
BiR TeK SeNSiZLiGi iÇiM aLMıYoR

Bulutları bir yorgan gibi örtüp asi düşlerime,tırnak kemirip vakitsizdi sesden ayrılmak dip köşe arıyorum odalarda,seni anımsıyorum.
Yüzümde iflah etmez rengi kırmızının.
Geniş zamanlar düşlemiştik,düşlerimzi yaşamak için.Ayrı sandallara binip ayrı ülkelere dogru kürek çektik;
ayrı ülkeler,ayrı ülküler için.Ne çok da düşlemişsiz ki düşümüzden düş'tük.Yarım kaldık, yağmalandık,yandıkça düş'tük.
Al yanaklarımız,gül benizlerimiz yeşil ormanları,yeşil ırmakları,yeşil çaglayanları andıran deli gözlerimiz erken vurdu tufan...Ve tûrab olmak ne acı...
Varlık ile yokluk arası bir yerdeyim,sanki arasatta kaldım.Tükenmişligimidir bunca yazılanlar.Sesim tüknemeye yakın,duyan yok serzenişimi.
Yetiş ey yâr!
Eriyen bedenimi,eriyip yok olmaya yüz tutan benliğimi varlıgınla canlandır,varlıgınla deva bulsun yokluğum....
Ben çevreledim kendimi çetrefilli örtülerle.Suçlu benim bilirim,ben kendim kurdum darağacını,kendim çektim ipimi,kendim siyaha boyadım mavi renkli düşerimi...Düş'tüm...
Öyle uzak geliyor ki yol boyu yürüdüğümüz kaldırım.Sıcağa inat serinliğinde dinginleştim zamanlar.Ne çabuk terk etmi? beni de yanıp küllerimi bile bulamaz olmuşum...
Bilir misin ey yâr her derdi üstüme alırım amma;
bir tek sensizligi içim almıyor.....
bir tek sensizligi içim almıyor........
bir tek sensizligi içim almıyor sevdigim
ben seni son baharın yaprak dökümünde
ilkbaharın yeşilinde
yazın güneşinde kışın soğugunda sevmiştim
herşeyi aldı içim
ama
bir tek sensizligi alamıyor............
Cumartesi, Şubat 2, 2008 | Kategori: EDEBIYAT VE SIIR | Yorum ( 1 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/2|


